Sayın üyemiz;
"Ülkemizde bir üst öğretim kurumuna geçme sürecinde kullanılan sınavlar, eğitimin en önemli boyutlarından biri haline gelmiştir. Bu olguyu, yaşandığı şekliyle eğitimin normal bir boyutu olarak kabul etmek doğru bir yaklaşım değildir. Ama Türk eğitimi reel olarak bu sorunu yaşamaktadır.
SBS ve ÖSS gibi sınavlar, ülkemizde öğrencilerin, ailelerin ve okulların yıllarca hazırlandığı ve başarılı olmak için de birçok şeyi feda ettiği sınavlardır.
Tabii ki eğitimde başarıyı ödüllendirmek, eğitimin doğasında olan bir gerçektir. Ama ödülü, ödül olmaktan çıkartıp, rüşvete dönüştürdüğümüz zaman ödül amacından sapmış olur. Her ÖSS sonrasında yaşanan bu ödül sorunu, dozunda ve dengede tutulmak durumunda olan bir sorundur. Ama ne yazık ki bu alanda bazı abartmalar yaşanmaktadır. Burada dengeyi sağlayacak olan, Milli Eğitim Bakanlığı, sivil toplum örgütleri ve basın yayın organları olabilir. TÖDER olarak bu süreçte en etkili yolun eğitim kurumlarının, sivil toplum örgütleri aracılığıyla oluşturacağı etik ilkeler ve kurullarla kendi iç denetimlerini ve kurumsal kültürlerini oluşturarak, toplumda daha saygın bir düzeye ulaşmaları gerektiğine inanıyoruz.
Bu tür sınavlarda başarının ne kadar önemli olduğunu herkes takdir eder. Ancak başarıya karşı verilecek, ödül başarıyı anlamlı kılacak türden olmalıdır. Örneğin; eğitim bursları, yurtiçi ve yurtdışı projelerde çalışma imkânları ve bunun gibi. Magazinsel değeri olan ama pedagojik değeri olmayan ödüllerin, bu ödülleri veren kurumlar kadar temsil ettikleri sektörü de zorda bırakacağı bir gerçektir.
Bir yarışma sınavında ilk üçe girmenin psikolojik bir önemi vardır ve bu yadsınamaz. Ancak ilk üçe giren ya da ilk 10’a giren "her şey" diğerleri ise "hiçbir şey" mantığı da bir tür yabancılaşmadır. Çünkü ilk 10’a giren adayla 100. arasında sadece bir soru farkı vardır. Belki o bile yoktur.
Dershaneler, Türk eğitim sisteminin en dinamik parçalarından birisidir. Daha da gelişebilmeleri, kurumsallaşmalarına bağlıdır. Kurumsallaşma ise, bir eğitim kurumu olarak dershanelerin insani ve pedagojik değerleri temel değerleri haline getirilebilmelerine ve bu değerleri yaşam kültürlerinin birer parçası olarak etkinleştirebilmelerine bağlıdır.
08.02.2007 tarihinde yürürlüğe giren Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nun 11. maddesinde “Kurumlar ancak amaçlarına uygun tanıtıcı ilan ve reklam verebilirler. Bu reklam ve ilanlarda gerçeğe aykırı beyanlarda bulunamazlar” ifadesi yer almaktadır. Özel kurumu olarak dershanecilik sektörünün kamuoyunda olumsuz bir imaj kazanmasını engellemek ve bu alanda bahane arayan çevrelere bekledikleri fırsatları vermemek bakımından ödül, reklam ve benzeri etkinlikler yapılırken gerekli özenin ve dikkatin gösterileceği inancıyla başarılarından ötürü bütün üyelerimizi kutlarım."
| |
TÖDER Genel Başkanı
Enver YÜCEL |
| |
|