Ekim Ocak  
 
TÖDER 2009-2010 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI SINAV TAKVİMİ
 

2010 1. SBS DENEME SINAVI
9 Ocak 2010 Cumartesi

2010 YGS DENEME SINAVI
19-20 Şubat 2010 Cuma - Cumartesi

2010 LYS DENEME SINAVI
25-26-27-28 Şubat 2010 Perşembe - Cuma - Cumartesi - Pazar

2010 2. SBS DENEME SINAVI
02 Mayıs 2010 Pazar

 
 
 
 
 
 
 
 
ÖZEL ÖĞRETİMCİLERİN KRİZE ÖNLEM PAKETİ
 

Özel öğretimcilerin krize önlem paketi

Özel öğretim kurumları sektörünün önde gelen dernekleri bir araya gelerek ekonomik krizden meydana gelecek sorunları en aza indirmek için bir önlem paketi hazırladı. Bu paket, Milli Eğitim, Maliye ile Çalışma Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na sunulacak

Dünyanın pek çok ülkesinde yaşanan kriz Türkiye’de de her sektörde etkisini gösterdi. Krizin etkilerinin 2009 yılında da artarak hissedileceği uzmanlar tarafından belirtiliyor. Bu noktada hükümet ve sektörler krizin etkilerini en aza indirmek için çeşitli çalışmalar yürütüyor. Tekstilden teknolojiye, inşaattan sağlığa, otomotivden inşaata varıncaya kadar pek çok sektör önlem paketleri hazırlamaya başladı bile.

Özel eğitim sektörü de bu konuda önlemlerini alıyor. Biraya gelen Türkiye’nin en etkin özel eğitim sivil toplum örgütleri TÖDER, Türkiye Özel Okullar Birliği, ÖZ-DE-BİR, GÜVENDER, ÖZ-KUR-DER Ankara’ya üç farklı bakanlığa gönderilmek üzere önlem paketi hazırladı.

Derneklerin ortaklaşa aldıkları kararla hazırladıkları önlem paketinin içinde KDV’nin düşürülmesi, yüksek vergi oranlarının aşağı çekilmesi, yeni açılacak okulların önündeki bürokratik engellerin kaldırılması, okullarda verilen kursların ücretsiz olması, devletin çocuğunu özel okula gönderen veliye destek olması, krize yakalanan velilerin okul ücretlerini bankaların ödemesi, faizini de devletin karşılaması yer alıyor.

EĞİTİMCİLERDEN KRİZ ÖNLEMLERİ

Eğitimciler Türkiye’nin özel eğitim sektöründe krizden etkilenmeden nasıl çıkış yolu bulacağını şöyle yorumladı;

Küresel kriz tehditler ve fırsatlar

TÖDER YÖNETİM KURULU BAŞKANI ENVER YÜCEL

1980’li yıllardan sonra dünya, tarihinde alışık olmadığı bir hızla dönmeye başladı. Bu olgu ekonomide, kültürde, eğitimde ve politikada yapısal dönüşümlere yol açtı.
İki aydır eşine daha önceki dönemlerde rastlanmayan bir kriz yaşamaktayız. Bu kriz, kelimenin tam anlamıyla küresel bir krizdir. Eğitimden ekonomiye, siyasetten kültüre dünyadaki bütün sistemleri sarsan bir krizdir. Etkisi de bu yılla sınırlı olmayacaktır.
Bu ortamda eğitim sektöründe oluşan ve oluşacak krizi değerlendirirken;

1- Eğitimin bu krize bağlı olmayan yapısal bir kriz içinde olduğunu

2- Gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemlerinin bu krize bağlı olmayan yapısal bir kriz içinde olduğunu peşinen kabul etmek durumundayız.

3- Son iki aydır yaşadığımız krizin eğitime yansıyan boyutlarını eğitimde modernleşme sonrasında oluşan bu iki krizle birlikte değerlendirmek gerekmektedir.

“Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulamaz”
Modernleşmeyi belirleyen üç devrim vardır; sanayi devrimi, demokrasi devrimi ve eğitim devrimi.
18. yüzyılda okulun kurgusu çocuğun doğal çevresinin olanaklarıyla bilgiye ulaşamayacağı, bilgiye ulaşabilmesi için okul denen kuruma, öğretmen denen profesyonele ve program denen çerçeveye ihtiyacı olduğu kabulleri üzerine kurulmuştur. Modernleşmenin okul kurgusu bu kabulleri üzerine bina edilmiştir. 21. yüzyıla geldiğimizde bilgi teknolojilerinde yaşanan büyük devrimin bir sonucu olarak, çocuk için bilgi ulaşılamaz bir nesne olmaktan çıkmıştır. Çocuğun bilgiye ulaşabilmesi için öğretmene, programa ve okula da ihtiyacı kalmamıştır. Oysa bugünkü okul yapısı hala yukarıdaki kabullere dayandığı için eğitim kurumları 1970’lerden sonra oluşan küresel dünyanın kurumları haline dönüşememiştir. Bu olgu, bugünkü eğitim kurumlarının en önemli yapısal krizinin bir nedenidir.
Gelişmekte olan ülkelerdeki eğitim sistemin başka bir kriz içindedir. Bu ülkelerin eğitim sistemleri, öğretim programları gelişmiş ülkelerin kültürlerine göre biçimlendirilmiş yapılardır. Kendi kültürünün doğal bir ürünü olmayan bu yapılar, eğitimi toplumun öz bir kurum olmaktan çıkartmış, toplumu dış koşullara göre dönüştürücü bir fonksiyona sahip olmuştur. Bu olgu, bu ülkelerde eğitimi toplumsal bir kurum olarak krize sokmuştur. Bu yüzden eğitimin sahibi halk olmaktan daha çok modernleştirici bir elit kadro olmuştur.
Bu yüzden;

a) Eğitimin finansmanı halka dayanan bir temelden daha çok devletin tekelinde olmuştur.

b) Özel sektör bütünüyle kamu hizmeti olarak görünen bu alanda devre dışı kalmıştır.

c) Okul kültürüyle toplum kültürü arasındaki boşluk küreselleşmenin getirdiği liberal ilkelerle zenginleştirilen bir alan haline getirilememiştir.

1970’li yıllarda başlayan küreselleşme eğitime talebi arttırmış, eğitimin süresini uzatmış, eğitimin dünyalaşmasına yol açmış, dünyanın her kesimindeki insanlar için eğitim bir çekim merkezi haline gelmiş, eğitim kurumları uluslararası nitelikler kazanmıştır. Bu olgular, güçlü mali kaynakları gerekli kılmaktadır.

2008 krizi piyasaları daraltacaktır. Merkezi bütçeden eğitime ayrılacak paraların kısılmasına yol açacaktır. Hane halkının eğitime harcayacağı paraların azalmasına yol açacaktır. Bu benzeri sebepler önümüzdeki günlerde eğitim sektörünün gerek bir kamu hizmeti olarak gerek özel sektör hizmeti olarak, gerekse yerel yönetim hizmetleri olarak daralmasına yol açacaktır.

Krizin fırsatları
Küreselleşmenin yarattığı fırsatları iyi değerlendiren eğitim sistemleri güçlenecektir. Çünkü küresel dünya iletişim teknolojileri sayesinde bütün zenginlik ve birikimlerini insanın ayağına getirmektedir. Yaratıcı, innovatif ve projeci bir akılla bu fırsatlar değerlendirildiği zaman kurumların ve eğitim sistemlerinin önünde eşsiz fırsatlar oluşacaktır. Bu açıdan 21. yüzyılın küresel okulunun yaratıcı ve projeci akla ihtiyacı her dönemki okuldan çok daha fazla olacaktır. Akıl para gibi değildir. Bütün toplumlara eşit dağıtılmış bir zenginlik kaynağıdır. Bu açıdan yaratıcı ve başarılı olabilmek için gelişmiş ülke insanları, kurumları ve eğitim sistemleri ile gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemleri kurumlar ve girişimciler arasındaki fırsat ve imkânlar kabul edilebilir bir oranda eşitlenmiştir.

Eğitimin dünyalaşması tarihin hiçbir döneminde işbirliği imkânlarını bu kadar gerekli ve kolay ve sonuç alıcı hale getirmemiştir. Güçlü bir liderlik bilinci ve becerileri, güçlü bir motivasyon kurumları ülkesel ve bölgesel koşullara bakmadan dünyanın seçkin kurumları olabilme fırsatıyla donatmıştır. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin liderleri ve girişimcileri gelişmiş ülkelerin lideri ve girişimleriyle karşılaştırıldığı zaman başarıya olan motivasyonu bakımından çok üstün olduğu görülür. Bu motivasyonunun ülke yöneticileri tarafından önü açılır, onlara imkânlar sağlanırsa bu kriz gelişmekte olan ülkeler ve girişimcileri için eşsiz fırsatlar sunacaktır.

Küresel işbirliği aynı zamanda kültürel bir empatiyi, çok kültürlü, çok dilli bir dünya bakış stratejisini barış ve insanlığa saygı olgusunu da beraberinde getirecektir. Bu olgu sektörlerarası işbirliğini geliştirirken standartlara bağlanmış rekabet koşulları ile birlikte düşünüldüğü zaman barışı, rekabeti ve başarıyı aynı payda altında toplayacaktır.

Öğrenciler, eğitim kurumları arasındaki uluslararası öğrenci değişim programları sayesinde dünya insanı haline gelecekler özellikle gelişmekte olan ülkelerin seçkin öğrencileri dünyanın kendilerine ne kadar çok imkân ve fırsat sağladığını keşfettiklerinde dünya onlar için bir başarı kaynağı ve yeri haline gelecektir.

Gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemleri genellikle içe dönük, iç ölçütlere göre çalışan kurumlar olarak varlıklarını sürdürmektedir. Oysa kriz, globalleşme sürecinde eğitim kurumları için sadece iç ölçütlerin yeterli olmadığını gösterecektir. Bu olgu gelişmekte olan ülkelerin eğitim kurumlarında uluslararası standartlara uygun bir dönüşümü zorunlu hale getirecek. Bu dönüşümde o kurumları daha işlevsel daha başarılı ve rekabet gücü daha yüksek hale getirecektir.

Kriz sürecinde tek tek okulların kurumsal başarılarının yeterli olmayacağı ortaya çıkacak bu sektörde çalışan girişimciler zorunlu olarak sektörel güçlenmenin uluslararası boyutta gelişmesinin bu sektörün geleceği için yaşamsal olduğunu kavrayacaklar. Bu olgu eğitim alanındaki sivil toplum örgütlerinin güçlenmesine ve uluslararası dayanışmalarla yeni bir vizyon kazanmasına imkan sağlayacaktır. Bu noktada işbirliği ve rekabet birbiriyle çelişen iki durum olmaktan çıkacak birbiriyle bütünleşik hale gelecektir.

Kriz, devletin eğitimi tek başına taşıyamayacağı gerçeğini açık seçik ortaya koyacak ve alternatif eğitim kaynakları bulmak için arayışlar artacak. Bu olgu eğitimin daha geniş bir toplumsal tabana; yerel yönetimler, hane halkı, özel sektör ve benzeri kurumlara yayılmasına yol açacak. Eğitim kamu hizmeti olmaktan öteye toplumsal bir güç birliği ürünü olması gerçeği daha kolay kavranacaktır. Böylece özel sektör daha güçlü hale gelecek, merkezi yapı adem-i bir merkeziyetçi yapıya doğru evrilecek, eğitim kurumları uluslararası kaynaklardan öğrenci, teknoloji ve sermayeden beslenerek daha yoğun bir sinerji yaratacaktır.
Etkili ve verimli eğitime dünyanın her bölgesinden talep artacak Türkiye bu fırsatı değerlendirebildiği ölçüde uluslararası bir eğitim üssü haline gelecektir. Bu yolla yabancı öğrenciler, yabancı hocalar, diğer ülkelerdeki eğitim sistemi ile kurulacak organik ilişkiler ülkemizin kültürünü ve potansiyellerini eğitim aracılığıyla insanlığın yüksek kültürü haline getirecektir.

Eğitim sektörü gelecek zamanlara bağımlı bir sektördür. Öğretmen, öğrenci, veli ve diğer paydaşları ile geniş bir insan gurubunu ilgilendiren bir sektördür. Özellikle mali krizlere karşı açık bir sektördür. Bu kriz, özel eğitim sektöründen yeni yatırımlar yapma, yeni istihdam yaratma ve Ar-Ge çalışmaları arzusunu kısmen azaltmıştır. Okullar, kendi kurumsal çalışmaları ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla tedbirler almışlardır. Bunun için de 2009 kayıt dönemi ile ilgili çalışmalarına şimdiden başlamışlardır.
Özel sektör eğitimin devletten sonra en büyük taşıyıcısıdır. Devlet kendi okullarına uygulamadığı koşulları özel sektör ve vakıf kurumlarına uygulamaktadır. Bu da kamu okulları ile özel sektör okulları arasında haksız bir rekabet ortamına yol açmaktadır.
Özel sektörde KDV indirimi yapılmalıdır. Sağlık hizmetlerinde olduğu gibi devlet tarafından özel sektör eğitim kurumlarından da hizmet satın alınmalıdır. Böylece hem devlet hem özel sektör hem de veli ve öğrenciler bu projeden kazançlı çıkacaktır.

Kalkınmada öncelikli bölgelere özel sektörün eğitim kurumları kurması teşvik edilirse bu gelişme stratejisi olarak hem özel sektör kurumları hem devlet sektörü okulları kazançlı çıkacaktır. O bölgedeki devlet okulları ve özel sektör kurumları bir taraftan rekabet ederek sektörel dinamizmi artırırken bir taraftan işbirliği yaparak eğitimsel kaliteyi artıracaklardır. Aynı zamanda eğitimde fırsat ve imkân eşitliği ilkesinin genişlemesi sağlanacaktır.
Özel öğretim sektörü kurumsal gelişmenin de ötesinde sektörel gelişmeyi öne çıkarmalıdır. Sektörel standartlar belirleyerek eğitim kurumlarında kaliteyi artırmalıdır. Uluslararası eğitim kurumlarının temsilciliklerini alarak bu kurumları Türk eğitimine hizmet eder hale getirmelidir. Sektörel etik kurallar oluşturarak rekabeti ahlaklı ve akıllı bir zeminde tutmalıdır.

 

Krizin etkileri fırsata dönüşebilir

FİNAL EĞİTİM KURUMLARI YÖNETİM KURULU BAŞKANI İBRAHİM TAŞEL

İnsanların, toplumların, ulusların olgunlaşmasını, güçlenmesini, eksiklerini ve zaaflarını görmesini sağlayan en önemli olgulardan bir tanesi hiç kuşkusuz krizlerdir. Krizleri bir dert olarak görmekten daha çok eşsiz imkânlar yaratan fırsatlar olarak görebilen zihinler krizle güçlenirler. Paslı kelepçelerini en çok bu dönemde kırarlar. Ülkemizin ve kurumların tarihine bakarsak, krize teslim olunmayan dönemlerde krizin güçlendiren bir faktör olduğunu görürüz.

2008 krizi beklenen ve beklenilmesi gereken bir krizdi. 2002 yılında yaşanan krizin belleklerden silinmemiş olmasını ülkemiz açısından bir şans olarak değerlendirebiliriz.
Eğitim kurumlarının bu krizi fırsata nasıl dönüştürebileceğine gelince;

1- Bu dönem eğitim kurumları arasında sektörel bir işbirliği ihtiyacını daha çok hissettirecektir. Bu ihtiyacın sonucu olarak kurulacak güç birliği sektörü olduğu kadar, kurumları da daha güçlü hale getirecektir. Bu konuda bütün ilgililerin toplumsal ve kurumsal bir sorumluluk bilinciyle hareket edeceğine yürekten inanıyorum. Özellikle bu sektördeki eğitim liderlerinin böyle bir sağduyuya sahip olduklarını biliyorum.

2- Bu iş ve güç birliği kurumlar arasında hizmet, eleman, deneyim alışverişini de daha kolay hale getirecektir. Bu yolla kurumların örgütsel dinamikleri daha güçlü ve yeni durumlara daha uyumlu hale gelecektir. Kurum yöneticileri ve liderlerinden beklenen kurumsal esneklik, yaratıcı işbirliği vizyonu ve sektörel bir sinerji vizyonudur. Burada liderlik belirleyici bir öneme sahiptir.

3- Kriz özel öğretim kurumlarını yeni arayışlara, yeni projelere doğru yönlendirecektir. Bu arayışlar, yurtiçi ve yurtdışı bağlantılı olabilecektir. Küreselleşmenin yarattığı imkânlar da iyi kullanıldığı takdirde özel öğretim kurumları küresel bir vizyonla örgütsel yapılarını ve kurum kültürlerini yeniden biçimlendireceklerdir. Bu biçimlendirme süreci kurumlara niteliksel bir değişme imkânı sağlayacaktır.

4- Krizin bir başka sonucu da özel öğretim kurumlarını yeni arayışlara itecek olmasıdır. Bu süreç, eğitim kurumlarını yine eğitim alanında olmak üzere, farklı alanlarda faaliyet göstermesine yol açacaktır. Örneğin; dershaneler birleşerek ya da tek başına okul, yüksekokul kuracaklar. Yurtdışındaki eğitim kurumlarıyla işbirliği imkânlarını gerçekleştireceklerdir. Bu yolla özel öğretim sektörünün kurumsal zemini genişleyecek, riskleri daha geniş bir alana dağılmış olacaktır.

5- Kriz aynı zamanda özel öğretim kurumlarıyla devlet okulları arasında da kalıcı işbirliklerinin kurulmasına doğrudan ya da dolaylı olarak yol açacaktır. Bu alanda oluşacak işbirliği çalışmaları eğitim sektörünün makro düzeyde güçlenmesine yol açarak devlet okullarıyla özel sektör okulları arasında var olduğu düşünülen ön yargılar, kopukluklar, bir ölçüde de olsa ortadan kaldıracaktır. Eğitim kurumları arasında oluşan bu sinerji Türk eğitiminin gelişmiş ülkelerindeki eğitim sistemleri ile rekabetinde olumlu katkılar sağlayacaktır.

6- Kriz, özel öğretim kurumlarıyla devlet arasındaki işbirliğini de güçlendirecektir. 1 milyonu aşkın çocuğu eğiten yüz bini aşkın vatandaşa istihdam sağlayan devletin eğitim bütçesinden 3 milyara dolara yakın tasarruf etmesini sağlayan bu sektöre destek olması kendi geleceğine destek olması anlamına gelir. Bu anlayışın ortaya koyacağı ortaklık bilinci hem özel öğretim sektörünü hem devleti hem de hane halkını güçlendirecektir.

7- Kurumları ayakta tutan kurumda çalışan insanların moral motivasyonudur. Ülkemizin çok seçkin bir eğitim kadrosu özel öğretim sektöründe çalışmaktadır. Özel öğretim sektörü hatta dünya eğitimi çalışanlarının kalitesi ve kapasitesinin Türk eğitimi için ne kadar önemli olduğunu bilecek kadar akıllıdır. Bu insanların birikimlerini optimum düzeyde kurumlara aktarabilmeleri moral motivasyonlarının yüksek olmasına ve geleceklerinden emin olmalarına bağlıdır. Bu insanlara sahip çıkıldığında bu sektörün aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Eğitim sektörü, kriz bahane edilerek onları doğrudan ya da dolaylı olarak taciz edecek politikalardan ve tutumlardan uzak durmak gerektiğini bilecek kadar güçlü sağduyuya ve deneyime sahiptir. Böyle bir olumsuzluğu sektöre sanıldığından çok daha fazla zarar verebileceğini herkesin bilmesi gerekir.

Acı patlıcanı kırağı çalacak

Kavram Eğitim Kurumları Yöretim Kurulu Başkanı Bahattin Durmuş

Öncelikle kriz, eğitim sektörünü nasıl etkiledi sorusunu cevaplayalım;

Esas itibarıyla eğitim sektörü küresel krizden yıllar önce kendi içinde karşı karşıya kaldığı haksız rekabet koşulları nedeniyle zaten bir krizi yaşamakta iken küresel krize yakalanmıştır.
Nedir bu haksız rekabet koşulları;

Özel okullar açısından baktığımızda bir taraftan Bakanlığın çokça Anadolu Lisesi açması, diğer taraftan kaliteliyi göz ardı ederek örgütlenmiş çok ucuz iş yapan özel okullar,
Dershaneler ve kurslar açısından durum tam içler acısıdır. Dershane olarak ruhsat almış, kaçak öğretmen çalıştıran ve kalitesiz bir takım dershaneler, Türkiye’nin her yerinde çok küçük paralarla öğrenci almak suretiyle sektöre zarar vermişlerdir.
Diğer yandan kaçak olarak çalışan bürolar genellikle yüksek ücretli öğrenci okuttukları için ödeme gücü iyi olan ailelerin çocukları buralara gitmektedir. Devletin denetimi ve gözetimi dışında çoğu kere ehliyetsiz kişilerin ders verdikleri, vergi vermeyen, sigortalı çalışanı olmayan ancak sayıları ülkemizdeki ruhsatlı dershane sayısının çok üstünde tahmin edilen yerler ve yine belediyelerin oy kazanmak amacıyla açtıkları ve ne yazık ki bizden aldıkları vergileri asıl görevleri dışında harcayarak organize ettikleri ücretsiz kurslarda sektöre büyük zarar vermiştir.
Yukarıda belirttiğimiz bütün bu yasal olmayan ve bir türlü önlenemeyen bu nedenlerle sektör ciddi bir şekilde zayıflamışken bir de küresel krizin etkisiyle öğrenci velilerinin parasal sıkıntıları yansımıştır. Halk dilinde “acı patlıcanı kırağı çalmaz “ derler ancak kendi içinde olumsuzluklarla boğuşan bu kurumlar küresel krizle daha büyük darbe alacak ve uzun yıllar toparlanamayacak gibi gözüküyor.

Bu krizden eğer ülke olarak güçlenerek çıkabilir isek özel öğretim kurumları da güçlenerek çıkabilir diye düşünüyorum. Çünkü bu kurumların okuttukları öğrencilerin anne ve babalarının ekonomik gücü doğrudan etkendir.

Özel öğretim kurumları öncelikle Bakanlıklarla da iş birliği yaparak kendi içlerinde kalitesiz, kaçak, göçek çalışanların ayıklanmasını sağlamalıdırlar. Maliyetlerini minimize edecek kaliteden ödün vermeden ekonomik tedbirler almalıdırlar. Devletin yükünü alan ve istihdam yaratan bu kurumlar artık Devletten beklentilerini kesin bir dille etkin bir şekilde istemelidirler.

Devletin desteği neler olabilir?

KDV yüzde 2’lere indirilmelidir. Bu velinin satın alma gücüne olumlu katkı yapar.

Özel öğretim kurumları büyük kiralar ödemektedirler. Kira stopajından muaf tutulabilirler. Kendi binalarını yapabilmeleri için uzun vadeli düşük faizli kredi olanağı sağlanabilir. Bina ve tesislerini yapabilmeleri için arsa tahsisi yapılabilir. Bütün bunlar hizmetin maliyetini düşürür ve daha kaliteli bir hizmet daha ucuza daha çok öğrenciye sunulabilir.

Biliyoruz ki eğitim ve kültüre en çok değer veren ve para harcayanlar bütün toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de orta sınıftır. Ne yazık ki ülkemiz de orta sınıf her geçen yıl erimektedir. Biliyoruz ki Türkiye gelir dağılımının en kötü olduğu ülkelerin başta gelenlerinden olmuştur. Orta sınıf eridikçe özel okullara ancak ortanın üstünde ya da daima rahat kazanabilen ailelerin çocukları gidebileceklerdir. Oysa eşi ve kendisi çalışan ailelerin çocukları özel okullarda okuyabilmelidir.

Özel öğretim kurumları yeni yatırımlarını durdurarak öğrenci velilerine bankalardan uzun vadeli ve uygun faizli krediler bularak ödeme kolaylığı sağlamaya yönelik önlemler almaya çalışmaktalar..

Türkiye’de eğitim sektörü güvenli bir liman

Fatih Öztürk
Bilfen Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkan Vekili

Ekonomik krizin reel etkisinden çok psikolojik etkisiyle mücadele etmek durumunda kaldığımız günlerden geçiyoruz. Herkes birbirine aynı şeyi soruyor: “Ekonomik kriz en çok hangi sektörü etkileyecek?”

Otomotiv, tekstil, inşaat ve turizm sektörü krizin ilk ayak seslerini duyar duymaz etkilenen sektörlerin başında geliyor. Peki, eğitim sektörü bu krizden nasıl etkilenecek?

Türkiye’deki tabloya bakmadan önce krizin çıkış noktasında yer alan Amerika’ya bakmak lazım. ABD’deki resesyon ( ekonominin büyüme hızının, nüfus artış hızının altına inmesi ve dolayısıyla kişi başına milli gelirin yerinde sayması) ve artan işsizliğe rağmen yeni eleman alımı yapan sektörler var. Amerikalı uzmanlara göre eğitim ve sağlık, iş kaybı riskinin en az olduğu sektörler. Kriz döneminde çalışılacak en iyi iki sektörün başında sağlık geliyor. Amerika’da nüfusun gün geçtikçe yaşlanıyor olması, önümüzdeki dönemde tıbbi bakım maliyetlerinin artacağına, dolayısıyla da krize rağmen sağlık sektörünün canlı kalmaya devam edeceğine işaret.

İkinci sıradaki parlayan yıldız ise eğitim sektörü. Nüfus yaşlanmayı sürdürse de demografik verilere bakıldığında Amerika’da okul çağına gelen nüfusun sayısında artış var. Özel okullar ve devlet liseleri ile ticaret liselerine olan başvurularda görülen artışlara dayanarak eğitim sektöründe çalışanların resesyondan zarar görmeyecekleri iddia ediliyor.

Türkiye’de de eğitim sektörü güvenli limanlardan bir tanesi. Krizin veli profilini değiştirip değiştirmeyeceği merak ediliyor. Son 10 yılda beyaz yakalı olarak tanımlanan, kazancının büyük bölümünü çocuğunun eğitimi için harcayan bir veli profili var. Krizin mevcut veli profilini değiştireceğine inanmıyorum.

Zaten eğitim sektörünün krizden hemen etkilenmesini beklemek çok doğru bir yaklaşım olmaz. Kayıt döneminin üzerinden aylar geçti. Krizin etkilerini görmek için en erken dönem önümüzdeki kayıt dönemidir. Velilerin yine de çocuklarının eğitimini sürdürmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarına inanıyorum.
Birçok sektör personel sayısında azaltmaya gidiyor. Kapısına kilit vuran çok sayıda fabrika var. Eğitim sektörünü diğerlerinden ayıran ise kaliteden ödün verme gibi bir lükse sahip olmaması. Eğitim kurumları personel maliyetini düşürmek için öğretmen kalitesini düşürmemelidir.

Sektörün özel okulculuk payı son 20 yılda artış göstermedi. Pasta aynı ama eğitim kurumu sayısı arttı. Devletin özel okulları desteklemesi bu dönemde zora düşecek kurumları rahatlatacaktır. Yeni açılan okullara tanınan vergi muafiyetinin diğerlerine tanınması şarttır. Arşa teşvikinin yanı sıra bedelsiz arsa tahsisi yapmalıdır. Kurumların öğretmen başına ödediği SSK primi kaldırılmalı, aksine devlet çalıştırdığı her öğretmen için özel eğitim kurumlarına para ödemelidir. Bu durumda özel okulların ücretleri düşer. Bu da daha fazla öğrenci ve daha fazla istihdam anlamına gelir. Kimileri ekonomik kriz döneminde sektörü kurtaracak tek yolun KDV’nin kaldırılması olduğunu düşünüyor. Oysa eğitimdeki KDV oranı yüzde 8’dir. KDV indirilse bile öğrenci artışı olmaz. Veli, çocuğunu özel okullara götürerek devletin üzerinden büyük bir yük alıyorsa bu veliden KDV alınma ayıptır. Veliye yükün üstüne yük biniyor. Özel okullar uzun bir süredir ayakta kalmak, varlığını sürdürülebilmek için devletten yasal düzenlemeler bekliyor. Bu bekleyişe dayanamayan birçok okul kapatma kararı aldı, bazısı da öğrencisiyle birlikte okulunu devretti.

Ekonominin normal seyrini sürdürdüğü dönemde bile veli, çocuğunu özel okula göndermek için düşünürken önümüzdeki kayıt döneminde iki misli fazla düşünmek zorunda kalabilir. Bunun sinyalini 2009’un ilk çeyreğinde daha rahat göreceğiz.
Bu durumda sektörün amiral gemisi olan eğitim kurum yöneticilerine büyük görev düşüyor.

Ne olursa olsun kalite düşmemeli, kurumlar her zamankinden daha fazla birlik ve bütünlük içinde hareket etmeli, dernekler bir araya gelmelidir.

Bölünmeler paniğe, umutsuzluğa yol açabilir. Düne göre daha fazla akılcılığa ihtiyacımız var. Bu nedenle eğitim kurumları uzun vadeli bir plana göre hareket etmeli. Ekonominin itici gücünün eğitim olduğu unutulmamalı.

Kriz ve sektörel sorumluluk

Avrupa Koleji Kurucusu Talip Emiroğlu

Türk özel öğretim sektörünün ekonomik krizden güçlenerek çıkabilmesi için önce sektörel ve kurumsal bazda değerlerini, ilkelerini ve ahlakını güçlendirmesi gerekmektedir. Güvensizliğin olduğu bir yerde sektörel gelişme olamaz.

Eğitim özel sektörü sadece kar amacı güden bir sektör değildir. Kurumsal varoluş amacı; öğretmen, öğrenci ve çalışanıyla mutlu insanlar ortamında insanı, iyi bir insan, iyi bir vatandaş, iyi bir meslek sahibi yapmayı hedefler. Bu eğitim sektörünün diğer özel sektörlerden en büyük farkıdır. Bir fabrika zarar ederse, çalışanlarına tazminatını verip, faaliyetlerini geçici ya da sürekli durdurabilir. Oysa eğitim özel sektörünün böyle lüksü yoktur. Öğrencileri olduğu sürece ne yapıp yapıp varlığını sürdürmek zorundadır ve bu süreçte insani değerlerden de ayrılmamak zorundadır. Bu olgu, özel öğretim sektörüne sadece devletin değil, bütün kamunun destek olmasını gerektirir.

Ülkemizde ne yazık ki çok yönlü, kaliteli eğitimin değeri yeterince bilinmemektedir. Başarılı eğitim denince, akla bir üst öğrenime kayıt için yapılan eleme sınavlarında kurumlardaki öğrencilerin gösterdiği başarı anlaşılmaktadır. Yabancı dil, öz saygı, kişilik, sorumluluk ve mutluluk eğitimi başarı anlayışının dışında kalmaktadır. Bu zihniyetin bir sonucu olarak, seçme sınavlarında başarı sağlama imkânı elde edilince, özel öğretim çok kolay vazgeçilen bir alan haline gelmektedir.

Türk eğitim özel sektörünün zayıf yanlarından birisi bu olgudur. Diğeri ise özel öğretim kurumları arasındaki ilişkilerin arzulanan ve olması gereken nitelikte olmamasıdır. Güvensizlik vardır, haksız rekabet vardır. Kurumsal başarıyı genel olarak birlikte yakalama yerine, rakiplerini ekarte etme stratejisi vardır. Bu özellikten ötürü Türk özel öğretim sektöründe güçlü bir sivil toplum örgütlenmesi yapılanması ne yazık ki mümkün olmamıştır. TÖDER bu boşluğu doldurabilecek en güçlü sivil toplum örgütüdür. Kriz ve benzeri durumlardan minimum hasarla çıkmak ve bu durumları sektörel bir fırsata dönüştürebilmesi için bugünkünden çok daha güçle bir örgütlenmeye ihtiyaç vardır.

Türk özel öğretim sektörü, sektör dışı kurumlar tarafından da haksız rekabete uğratılmaktadır. Kamu okulları, belediyeler halka ve öğrenciye hizmet için kurslar açmaktadır. Bu kurumların; istihdam yaratması, vergi ödemesi, elektrik, su ödemesi yoktur. Bundan ötürü özellikle dershanelerin kuruluş amaçlarına müdahil edilmekte ve bu kurumların zayıflamasına yol açmaktadır. Yerel yönetimler eğitime katkıda bulunabilir. Ama bunu kendileri kurslar açarak değil, dershanelerden hizmet satın alarak yapmalıdırlar.
Bazı kamu yetkilileri doğrudan ya da dolaylı özel öğretim kurumlarını kar yapmaktan başka bir şey düşünmeyen kurumlar olduğu anlamına gelebilecek tutumlar sergilemektedir. Bu olgu ülkemizdeki özel öğretim kurumlarına kamunun bakışını olumsuzlaştırmasına neden olmaktadır. Oysa özel öğretim sektörü kamu ile aynı hedefleri gerçekleştiren kurumlardır.

Türk özel öğretim sektörü okullar bazında yüzde 2’lik bile bir orana sahip değildir. Özel sektör sağlık hizmetlerinin gelişim oranının onda biri kadar bile ekonomik büyüklüğe ulaşamamıştır. Oysa eğitim de tıpkı sağlık gibi bir insanlık hizmetidir. Devlet sağlık sektöründen hizmet satın almaktadır. Ancak eğitim özel sektöründen hizmet satın alınmaya gelince bir takım ön yargılar devreye girmektedir. Türk özel eğitim sektörü devlet tarafından çok sıkı bir şekilde denetlenmektedir. Bu ön yargılar, eğitim özel sektörünü krizden daha fazla yaralamaktadır.

Türk özel öğretim sektörü diğer eğitim alanlarında olduğu gibi uluslararası sınavlardaki başarılarıyla uluslararası kalitede bir sektör olduğunu kanıtlamıştır. Örneğin; bizim yarıştığımız OECD ülkelerini ele alalım.

PISA testlerinde 2003 ve 2006 değerleri temel alındığında özel okullarımızın başarısı açıkça ortaya çıkıyor. Okuma becerileri dalında OECD ortalaması devlet okullarında 488 puan. Türkiye’deki devlet okullarında 437 puan. Ama hemen söyleyeyim OECD ülkeleri özel okullar ortalaması 517puan, Türkiye’deki özel okullarda ise 557 puan. Yani biz özel okullarda öndeyiz.
Bunu vurgulamamın nedeni; eğitimde özelleştirmenin önemli olduğunu söylemek. Bu durum matematikte de aynı şekilde karşımıza çıkıyor. OECD ortalaması devlette 493 puan, Türkiye’deki devlet okullarında 428. OECD ortalaması özel okullarda 521 puan, Türkiye ortalaması özel okullarda 569 puan.
Burada çok açık ara öndeyiz. Bu sıralamalar bir puan iki puanla yapıldığı için bu sıralamada biz çok öndeyiz. Fende de durum aynı. Burada çok net bir şey ortaya çıkıyor ki, biz özel okullar oranımızı artırdığımız zaman, eğitimin de kalitesi artacaktır.

Ekim 2008 krizi ve Türk eğitim özel sektörü

TÖDER AKADEMİK DİREKTÖRÜ PROF. DR. ADİL ÇAĞLAR

2008 krizinin eğitim özel sektörünü etkilemesi: Özel sektörün eğitimdeki payına bağlı olarak bu etkileme değişebilir. Ülkemizde özel sektörün payı yüzde 15 olsaydı, özel sektöre bu krizden önemli ölçüde etkilenirdi. Oysa ülkemizde özel sektörün eğitimdeki payı sadece yüzde 2’dir. Bu oran mevcut koşullarda hiçbir zaman yüzde 1,5’e düşmeyecektir. Bu açıdan bakıldığı zaman, sektörde bazı zorlanmalar olsa bile sektörel bir daralma çok olası gözükmemektedir. Krizin kamu okulları açısından da büyük bir sıkıntı yaratmayacağı da söylenebilir. 2009 bütçesinden en yüksek pay yine eğitime ayrılmıştır. 2008 bütçesinde 23 milyar YTL olan bu miktar, 2009 bütçesinde 28 milyar YTL’ye çıkartılmıştır. Bu rakam bütçe imkânları düşünüldüğünde önemli artışa işaret etmektedir. 28 milyar YTL’lik bir bütçe rasyonel kullanıldığı takdirde ve bu bütçeye ek olarak kamuoyunun, hane halkının desteği sağlandığı takdirde 2009 yılının kamu okulları açısından, 2008 yılına göre daha da olumlu geçeceği söylenebilir.
Özel öğretim kurumları, uluslararası sınavlarda, AB ve uluslararası projelerde, AR-GE çalışmalarında, yeni uygulamaların eğitime taşınmasında Avrupa okulları düzeyinde başarı göstermektedir. Bu başarı sektörel bir başarı olmasına rağmen sektörel bir başarı olarak dile getirilememektedir.

Özel öğretim kurumları, bu krizi bir gelişim hamlesine dönüştürebilir. Kurumsal güçlenmenin yanında sektörel güçlenmeyi ve işbirliğini geliştirerek dünya vizyonlu sektörel bir gelişim yaratılabilir.

Özel öğretim kurumlarının öğrenci profili, eğitimin değerini bilen orta ve orta üst sınıf gelirli ailelerden oluşmaktadır. Sanıldığı gibi özel okullar, ‘zengin çocuklarının okuduğu ayrıcalıklı okullar’ değildir. Geniş bir bursluluk sistemi vardır. Bu sistem gelirleri sınırlı ailelerin başarılı çocuklarına eğitim kapılarını açmaktadır. Kriz 2009 yılında orta gelir seviyesindeki serbest meslekte ve şirketlerde üst ve orta düzey yönetici olarak çalışan özel okul velilerini biraz zorlayacaktır. Özel öğretim kurumları bu nitelikteki veliler ile ilgili bazı projeler geliştirebilir.

2000 öncesi özel öğretim kurumları büyük kent merkezlerine toplanmıştı. Bugün Anadolu’daki kent merkezlerinin çoğunda özel öğretim kurumları mevcuttur. Hatta büyük kasabaların çoğunda da özel öğretim kurumları bulunmaktadır. Özellikle dershaneler, yurdun her köşesine yayılmıştır. Özel öğretim kurumlarının bütün ülkeye yaygınlaşması bu kurumların veli profilini de değiştirmiş ve genişletmiştir. Bu değişme ve gelişme özel okulların daha sağlam temellere oturmasına yol açmaktadır.

Kriz sürecinde en çok etkilenecek özel öğretim kurumları ise dershanelerdir. Dershanelerin krizin getireceği tehditleri ve fırsatları iyi değerlendirerek, örgütsel bir strateji geliştirmeleri bu sektörün bu krizden daha az etkilenmesini sağlayabilir. Dershaneler, yayınları, dersleri, rehberlik ve ölçme - değerlendirme çalışmalarıyla okullarda verilen eğitimin pekiştirilmesine önemli katkıları olan kurumlardır. Yüz bini aşkın kişiye istihdam yaratmakta, devlete KDV ve vergi geliri sağlamaktadır. Dershaneler yapı, yönetim ve işleyişlerine kalite ve standart getirebilir. Birikimleriyle eğitimin diğer alanlarına da yatırım yaparak, alan çeşitliliği yaratabilir. Kaliteli rekabette olduğu kadar kaliteli dayanışmada da önemli hamleler yapabilirlerse krizden güçlenerek çıkabilirler.

Özel öğretim kurumlarının ücretleri, yükseköğretim kurumları da dâhil, dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında yüksek değildir. Ortalama 4 bin – 10 bin Dolar arasındadır. Bu rakamlar Avrupa Birliği ülkelerinde devletin öğrenci başına harcadığı paranın altındadır. Bu açıdan bakıldığında özel öğretim kurumlarını verimli çalışan kurumlar olarak değerlendirebiliriz.

59. ve 60. hükümet özel öğretimin gelişmesine olumlu katkılar yapmıştır. Krizde özel öğretim kurumları adına devletin yapabileceği önemli bir destek eğitim KDV oranlarının düşürülmesi ve vergi indirimlerinin yapılmasıdır. Çünkü özel öğretim kurumları, kamu adına eğitim hizmet yapan kurumlardır. KDV indirimi özel okullara değil, doğrudan ailelere yapılmış olacaktır. Çünkü bu indirim ailelerin okula ödeyeceği ücretten kesilecektir.

Bugün 600 bine yakın öğrenci anaokulu, ilköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretimde özel öğretim kurumlarında okumaktadır. Bu öğrencilerin devlete maliyetleri ortalama 4 bin Dolar olarak düşünülürse devlet, 2.4 milyar Dolarlık bir mali yükten kurtulmaktadır. Devletin yapabileceği bir başka destekte; yeni kurumların açılması konusunda destekleyici ve kolaylaştırıcı olmalıdır. Bir şehre ya da kasabaya açılan her bir özel öğretim kurumu o yerleşim biriminde doğrudan ya da dolaylı hizmetiçi eğitim merkezi gibi çalışır. O bölgedeki okullarda rekabet, işbirliği ortamı yaratır ve kalite getirir.

Özel öğretim kurumlarının devlete ödediği KDV, vergi ve yarattığı istihdam düşünülürse, bu krizde devletin özel sektör okullarını desteklemesi devleti önemli ölçüde mali bir yükten kurtaracaktır.
Özel öğretim kurumları kamu okullarına göre daha dinamik, yenilikçi ve daha etkili yönetilen okullardır. Bu yönleriyle kendi aralarında olduğu kadar kamu okulları arasında da yaratıcı bir rekabet ortaya koymaktadır. Burada stratejik bakımdan önemli bir nokta var: Eğitimin küreselleşme sürecinde dışa açılmasıyla oluşan imkânlar ve tehditler, bu sektörde güç birliğini zorunlu kılmaktadır. 80 öncesinde kendi iç denizinin güvenilirliğini yaşayan özel öğretim kurumları sektörel güçlenme ihtiyacını yeterince duymamışlardır. Günümüzde kurumsal güçlenme tek başına yeterli değildir. Küresel boyutlu sektörel güçlenme uluslararası rekabette çok önemli bir ön koşuldur. Bu olgu özel öğretim kurumları tarafından yeterince algılanmış ve anlaşılmış değildir. Kriz bu konudaki gerekliliği ve ihtiyacı daha açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır. Özel öğretim kurumlarında uluslararası boyutlu bir sektörel gelişme sağlama konusunda gerekli anlayış oluşabilirse mevcut sivil toplum örgütleri güç birliği yapabilirse kriz bu anlamda eğitimde özel sektörün güçlenmesi konusunda önemli bir fırsat yaratmış olur. Bu alanda sektörel bir sinerji yaratılabilirse kriz, devletle korumacı ilişkilere girmeyi tercih eden okuldan, devlet ile paydaş ilişkileri kurmayı tercih eden sektör yaratacaktır. Ülke dışındaki eğitim kurumları ile küresel işbirliği yapan okullar, ulusal eğitim sisteminin gelişmesine önemli imkânlar sağlayan sektör yaratacaktır. Kamu okullarını küresel ilişkide paydaş olarak yanına alan özel sektör okulları, eğitimin kurumsal bütünlüğüne önemli katkılar yapan bir sektör ortaya çıkartacaktır. Devletten bir şeyler isteyen okuldan devlete imkânlar sunan, ona AR-GE, akreditasyon, hizmet satan, onunla AR-GE hizmet üreten, ürettiklerini ülke ve dünyaya satan bir sektör ortaya çıkacaktır. Böylece özel öğretim kurumları küresel dönüşümsellik sağlayan bir sektör haline gelecektir. Kriz, özel sektör okullarını dünyaya eğitim hizmeti satan okullara dönüştürdüğünde gerçekten fırsata dönüşecektir.
Kültür, dünyanın zenginleştirilmesi ve güzelleştirilmesidir. Üretimi yüksek değerleri ve dinamik bir işleyişi zorunlu kılar. Modernleşme döneminde eğitim kurumları kültürü aktarırken üreten kurumlardı. Günümüzde bilgi iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle eğitim kurumları üreten kurum olmaktan çıkmış, tüketen kurumlar haline dönüşmüştür. Kriz özellikle gelişmiş bilgi üstlerinde üretilen bilgilerin müşterisi durumundaki gelişmekte olan ülkelerin eğitim kurumlarının AR-GE, proje çalışmalarıyla bilgi üreten gelişmiş okullara dönüşmesine katkı yaparsa kriz fırsata dönüşecektir. Böylece çok kültürlü, çok dilli okullar olarak küresel bir empatiye ve paylaşıma açık okullar olarak özel okullar insanlığın küresel bir aile olmasına sevgiye ve barışa katkı yapan köprüler haline gelecektir.

Gelişmekte olan ülkelerin okulları geleneksellik, modernlik ve post modernlik zamanlarını eş zamanlı yaşayan kurumlardır. Kriz bu okulların bu üçlü boyutu ile zenginliğini ortaya çıkarabilir. Böylece gelişmekte olan ülkelerin okulları gelişmiş ülke okullarının fotokopisi olmaktan çıkar, kendine özgü kurumsal kültürü olan, dünya okullar mozaiğinde kendi sesi, kendi rengi olan eğitim kurumlarına dönüşebilir.

Sonuç olarak; Ekim 2008 krizinin Türk okul sistemine mali bakımdan geniş çaplı olumsuzlukları olmayacaktır. Ama kriz hem kamu okullarının hem de özel öğretim kurumlarının kendi geleceklerini oluşturmak bakımından eğitim bilimi verileri ışığında, küresel dünya ile yeniden hesaplaşmaları için bir vesile yaratırsa Türk eğitimine sayısız imkânlar ve zenginlikler sunabilir.

 
       
 
Copyright © TÖDER - Designed by