Atatürk
Toder Logo
2002'den Beri Eğitime Yön Veriyor...

EĞİTİMİN YENİ GÖREVİ: ÖĞRENCİLERE PUSULA KAZANDIRMAK

Kağan Kalınyazgan
Töder Yön. Kur. Bşk. Yrd.


İnsanlık tarihi boyunca bazı dönemler yalnızca yeni teknolojilerin ortaya çıktığı süreçler değil, aynı zamanda insanın kendisini yeniden tanımlamak zorunda kaldığı kırılma noktaları olmuştur. Tarım Devrimi insanların yaşam biçimini değiştirmiş, Sanayi Devrimi üretim anlayışını dönüştürmüştür. Bugün ise Yapay Zekâ Devrimi ile birlikte farklı bir dönüşümün içindeyiz.

 

Yapay zekâ yalnızca yeni bir teknoloji değildir. Aynı zamanda düşünme, öğrenme, üretme ve karar alma süreçlerini etkileyen yeni bir çağın habercisidir. Tarihte ilk kez insan, yalnızca ne ürettiğini değil; nasıl düşündüğünü de yeniden sorgulamak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle yapay zekâ çağında eğitim üzerine yürütülen tartışmaların önemli bir kısmının eksik kaldığını düşünüyorum. Çoğu zaman konuştuğumuz konu; hangi yapay zekâ aracının kullanılacağı, öğrencilerin bu araçlara erişiminin nasıl düzenleneceği ya da hangi teknik becerilerin kazandırılması gerektiği etrafında şekilleniyor. Oysa asıl soru bunlardan çok daha derindedir:

Yapay zekâ çağında eğitim kurumlarının görevi nedir?

 

Bu soruya doğru cevap verebilmek için öncelikle bilginin değişen doğasını anlamamız gerekiyor. Uzun yıllar boyunca eğitim sistemlerinin temel işlevi bilgiye erişim sağlamaktı. Çünkü bilgi kıymetliydi, sınırlıydı ve ona ulaşabilmek başlı başına bir ayrıcalıktı. Okullar bilgiyi aktarıyor, üniversiteler ise onu derinleştiriyordu. Ancak bugün bilgiye erişim konusunda insanlık tarihinin en avantajlı dönemini yaşıyoruz. Birkaç saniye içinde milyonlarca kaynağa ulaşabiliyor, yapay zekâ araçlarıyla analiz yapabiliyor, içerik üretebiliyor ve karmaşık problemleri çözebiliyoruz. Bu durum bilginin değerini azaltmıyor. Ancak bilginin tekeline dayanan avantajları ortadan kaldırıyor.

 

Artık fark yaratan şey bilgiye sahip olmak değil; bilgiyi anlamlandırabilmek, doğru soruları sorabilmek ve değişen koşullar içerisinde doğru kararlar verebilmektir. Tam da bu noktada eğitim kurumlarının karşı karşıya olduğu en büyük risk ortaya çıkıyor. Bugünün öğrencileri büyük olasılıkla bilgi eksikliği yaşamayacaklar. Ancak çok daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya kalabilirler: Kimlik ve anlam krizi. Çünkü yapay zekâ, öğrencilerin ne öğreneceğini değil, nasıl öğreneceğini de değiştirmektedir. Birçok görev saniyeler içerisinde tamamlanabilmekte, içerikler hızla üretilebilmekte ve cevaplara anında ulaşılabilmektedir. Fakat insan hayatını anlamlı kılan sorular hâlâ aynı sorulardır:

 

Ben kimim?

Neye inanıyorum?

Hangi değerler doğrultusunda karar veriyorum?

Sorumluluğum nerede başlıyor ve nerede bitiyor?

 

GELECEĞİN EN BÜYÜK EĞİTİM PROBLEMİ

 

Yapay zekâ bu soruların hiçbirine cevap veremez. Daha da önemlisi, bu soruları bizim yerimize soramaz. Bu nedenle geleceğin en büyük eğitim problemi teknoloji eksikliği değil; yön eksikliği olabilir. 

 

Yapay zekâ hakkında yapılan tartışmalarda sıkça karşılaştığımız bir başka yanlış yaklaşım ise onu ya büyük bir tehdit ya da sınırsız bir fırsat olarak değerlendirmektir. Oysa yapay zekâ ne bütünüyle tehdit ne de bütünüyle fırsattır. Yapay zekâ bir çarpandır. Mevcut alışkanlıkları büyütür merak eden öğrenciyi daha meraklı hâle getirebilir, üreten öğrenciyi daha üretken kılabilir, düşünen öğrencinin düşünme kapasitesini artırabilir. Ancak aynı şekilde, sorgulamayan öğrencinin sorgulamamasını, hazır cevaplara alışan öğrencinin bağımlılığını ve sorumluluk almayan bireyin edilgenliğini de büyütebilir. Bu nedenle mesele teknoloji değildir.

Asıl mesele, teknolojiyi kullanacak insanın niteliğidir. İşte tam bu noktada eğitim kurumlarının yeni görevi ortaya çıkmaktadır.

 

EĞİTİM KURUMLARININ YENİ GÖREVİ

 

Geçmişte eğitim kurumlarının temel amacı bilgi kazandırmaktı. Bugün yetkinlik kazandırmaktan söz ediyoruz. Yarın ise çok daha önemli bir görevle karşı karşıya olacağız: Öğrencilere değer temelli yön tayin etme kapasitesi, yani pusula kazandırmak. Bu pusula; yalnızca akademik başarıyı değil, yaşam boyu yön bulabilmeyi sağlayacak içsel bir rehberdir, vicdanı içerir, etik muhakemeyi içerir, insanlık değerlerini içerir, öz farkındalığı içerir ve sorumluluk duygusunu içerir. Çünkü önümüzdeki yıllarda değişecek olan şeyler meslekler, teknolojiler ve çalışma biçimleri olacaktır. Ancak hangi çağda yaşarsak yaşayalım, doğru ile yanlışı ayırt edebilme ihtiyacı ortadan kalkmayacaktır. Bu nedenle eğitim kurumlarının öncelikleri de yeniden şekillenmelidir. Karakter inşası, etik muhakeme ve değer eğitimi; artık akademik başarının yanında duran tamamlayıcı unsurlar değil, eğitimin merkezinde yer alan temel alanlar hâline gelmelidir. Üretkenlik, yapay zekâ okuryazarlığı, eleştirel düşünme, öz yeterlilik, girişimcilik ve problem çözme gibi beceriler ise bu sağlam zeminin üzerine inşa edilmelidir. 

 

Çünkü karakter olmadan yetkinlik tehlikeli olabilir.

Etik olmadan teknoloji zarar verebilir.

Vicdan olmadan güç, yönünü kaybedebilir.

 

Yapay zekâ çağında eğitim kurumlarının görevi öğrencileri teknolojiden korumak değildir. Tam tersine, onları teknolojiyi etkin ve bilinçli kullanabilecek olgunluğa ulaştırmaktır. Önümüzdeki yıllarda değişimin hızı daha da artacaktır. Birçok meslek dönüşecek, yeni çalışma biçimleri ortaya çıkacak ve bugün hayal bile edemediğimiz teknolojiler günlük yaşamın parçası hâline gelecektir. Ancak bu büyük dönüşüm içerisinde değişmemesi gereken bir şey vardır, o da insanın yönünü belirleyen iç pusulasıdır. Eğitim kurumlarının yeni görevi de tam olarak budur. Öğrencilere yalnızca bilgi ve yetkinlik kazandırmak değil; değişen dünyada yönlerini koruyabilecekleri bir pusula kazandırmak.